BİLİM

Psikolojide Dönüm Noktası: Rosenhan Deneyi

Psikiyatri, insan zihninin en derin kıvrımlarını inceleyen bir bilimdir. Mevcut psikolojik rahatsızlıklar, bir insanı en az fiziki hastalıkların yıprattığı kadar yıpratır. Örneğin şizofreni, zihnin kanseridir bir nevi. Dahası, kanser kolaylıkla tespit edilip tedavi altına alınırken psikolojik hastalıkların teşhisi öyle kolay değildir. 

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünyada her beş kişiden biri psikolojik hastalıklarla mücadele ediyor. Kliniklere başvuran toplam kişi sayısı ise beş yüz milyon. Peki, acaba bu insanların hepsi gerçekten hasta mı? Sağlıklı olduğu halde yanlış teşhis ile damgalanmış biri olabilir mi? Bu soruları bizden önce biri daha sormuş. Dahası, merak etmekle kalmamış, üstüne bir de deney yapmış. Karşınızda: Dr. David L. Rosenhan’ın çığır açan çalışması; Rosenhan Deneyi

David L. Rosenhan

David L. Rosenhan, Stanford Üniversite’sinde bir öğretim görevlisiydi. Hukuk ve psikoloji profesörü olarak kariyerini sürdürüyordu. 1969-1972 yılları arasında gerçekleştirdiği Rosenhan Deneyi’nin sonuçlarını 1973’te, Science Dergisi’nde yayınladı. Makalesinin adı “ Akıl Hastanelerinde Akıllı Olmak Üzerine “ idi. Bu deneyin çarpıcı sonuçları psikoloji dünyasını derinden sarstı. Makale, psikolojinin en çok okunan makalelerinden biri oldu. Peki, neydi bu deney?

Rosenhan Deneyi

Rosenhan Deneyi Nedir?

Rosenhan içinde kendisinin de bulunduğu sekiz kişilik bir ekip kurdu. Bu ekipte üç psikolog, bir psikiyatrist, bir psikoloji öğrencisi, bir pedagog ve bir ev hanımı vardı. Deneye, “ Bir kişinin akıl sağlığının yerinde olup olmadığı kesin olarak bilinebilir mi? “ sorusu ile başladılar. Bu sorunun cevabını bulabilmek için bu sekiz kişi ayrı ayrı bir kliniğe müracaat etti. Karşılaştıkları psikiyatristlere kafalarının içinde sesler duyduklarını ve halüsinasyonlar gördüklerini söylediler. Rosenhan, şizofreni teşhisini güçlendirmek için özellikle “ boş “ , “ gürültü “ , “ güçsüz “ gibi sözcükler kullanmalarını istemişti. Deneyin gereklerini yerine getiren, tamamı sağlıklı sekiz kişi psikiyatristlere söyledikleri üzerine kliniğe yatırıldılar. 

Deneyin izlediği yolda, kliniğe yatırıldıktan sonra normal davranmalı ve sağlık olduklarını söylemelilerdi. Öyle de yaptılar. Deney burada ilginçleşmeye başladı. Normal davranan ve tamamen sağlıklı sahte hastalar, yatırıldıkları kliniklerden çıkamadılar. En erken çıkan kişi bile yedi gün sonra çıkabildi. Taburcu edilmeleri ortalama 19 gün süren sahte hastalardan biri 52 gün klinikte kaldı. 

İlginç, değil mi? Tamamen sağlıklısınız, ruh sağlığı yerinde olmayanlarla birlikte bir klinikte kalıyorsunuz. Çevrenizdeki sağlık görevlilerine sağlıklı olduğunuzu söylüyor ve tamamen normal davranıyorsunuz. Fakat bir kez hasta diye damgalanmışsınız ve oradan çıkamıyorsunuz. Siz olsanız ne yapardınız?

Rosenhan, karşılaştığı bu durumla deneye başlama nedeni olan soruya bir cevap bulmuştu: Hayır, bir kişinin akıl sağlığının yerinde olup olmadığı kesin olarak bilinemez.

Bunu izleyen bir senede deney devam etti. Ekip, farklı kimlikler ve biyografilerle farklı kliniklere başvurdular. Sonuç hiç değişmedi: hepsi kliniğe yatırıldı, hiçbiri hemen çıkamadı. 

Rosenhan Deneyi’nde Yaşananlar

Bu deneyde ilginç olan bir başka nokta şuydu: psikoloji eğitimi almış uzman kişiler sahte hastaları ayırt edemezken, gerçek hastalar ayırt edebilmişlerdi. Bir klinikte yatan 118 gerçek hastadan 35’i sahte hastaları anlamışlardı. Hatta birinin, “ Sen gerçek bir hasta olamazsın. Kesin hastaneyi teftişe gelmiş bir profesör, gazeteci ya da casussun. “ dediği bildirilmişti. Kalan kişiler de sahte hastaların başta gerçekten hasta olduklarına fakat sonradan iyileştiklerine inanıyorlardı. Özetle psikolojik hastalıklarla mücadele eden kişiler, sağlıklı kişilerle hasta kişiler arasındaki farklı ayırt etmede psikoloji eğitimi almış kişilerden daha başarılıydı. 

Bunun nedeni neydi? Bir kişiye ilk görüşmede koyulan teşhis, onun daha sonra söylediği her şeye olan bakışı etkiliyor muydu? Rosenhan bu soruya evet cevabını veriyordu. Makalesinde, “ Teşhisler sahte hastaların mevcut durumlarına göre şekillenmedi. Hastaya konulan tanı, onun durumuna karşı bakış açısını değiştirdi. “ ifadelerini kullanmıştı. Bu ifadenin doğru olduğunu kanıtlayan ilginç bir olay daha yaşandı. 

Teşhisin Bakış Açısına Etkisi

Kliniğe başvuran sahte hastalardan biri, psikiyatriste gerçek hayatını anlatmıştı. “ Evliyim. Eşimle güzel bir ilişkim var fakat bazen tartışıyoruz ve sinirleniyorum. Çocuklarım yaramazlık yaptığında onları hafifçe vurarak cezalandırıyorum. “ Söyledikleri gayet normal şeyler, değil mi? Sokaktaki herhangi bir insanın anlatabileceği şeyler. Gelin görün ki, bunları dinleyen psikiyatrist raporuna şunları yazmıştı: “ Hastanın, eşi ve çocuklarıyla birlikteyken duygularını kontrol etme çabası, öfke patlamaları ve çocuklarına vurmasıyla sonuçlandı. “ 

Rosenhan bu sonuçları açıkladığında psikoloji dünyasında büyük yankı uyandırdı. Başlayan birçok tartışmada bazı psikiyatristler bu sonuçlara şiddetle karşı çıkıyordu. Karşı çıkanlar arasında yer alan bir klinik açıkça Rosenhan’a meydan okudu. Kliniklerine habersizce sahte hasta gönderilmesini istediklerini ifade ettiler. Bu sahte hastaları ayırt etme konusunda personellerine güvendiklerini iddia ediyorlardı. Bunu izleyen üç ayda bu kliniğe 193 kişi başvurdu. Bu kişilerden 41’i en az bir psikiyatrist tarafından “ sahte hasta şüphelisi “ olarak ayırılmıştı. Bu 41 hastanın 19’una “ tamamen sağlıklı “ denilmiş ve eve yollanmıştı. Bu kliniği rezil eden bombayı Rosenhan üç ayın sonunda patlattı: Kliniğe aslında hiç sahte hasta yollanmamıştı. Rosenhan bu durum için “ O 19 hasta gerçekten sağlıklı mıydı? Bana kalırsa bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz. “ demişti. 

Rosenhan Deneyi’nin Sonu

Deneyin sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte Amerikan Psikiyatrist Birliği’nin “ Akıl Hastalıklarının Ayırıcı Tanısında El Kitabı “ isimli rehberi üçüncü kez değiştirildi. 

Bu deney, psikiyatrinin bugünkü standartlarına ulaşmasında önemli dönüm noktalarından biriydi. Günümüzde hakkındaki tartışmalar hâlâ sürüyor. Belki geçen yıllar içerisinde kendimizi geliştirmiş, teşhis koymakta daha başarılı hale gelmişizdir. Fakat bu konuda kesin bir şey söyleyebilir miyiz? Hayır. Belki bugün bir psikiyatri kliniğinde sağlıklı biri yatarken, sokakta yanınızdan geçen insanlardan biri gerçek bir ruh hastasıdır. Siz ne dersiniz? 

İlgili İçerikler
BİLİM

Elektromanyetizma Nedir?

Çocukken parkta oynamayı herkes sevmiştir. Bir yetişkin olduğumuzda ise aklımızda parkta yaşanan birçok anı kalır. Bu anıların arasında illaki…
BİLİM

Doppler Etkisi Nedir? Örnekleri Nelerdir?

Doppler etkisi adını dünyaca ünlü bilim adamı Christian Andreas Doppler’ den almıştır. Christian Andreas Doppler (1803-1853), Avusturyalı bir matematikçi…
BİLİM

Gayzer Nedir? Nasıl Oluşur?

Gayzer, kelime kökeni olarak İzlanda’ya dayanmaktadır. Geysir adındaki püsküren sıcak su kaynağı, gayzer kelimesinin de türemesine neden olmuştur. Geysir…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir